Haber Detayı
29 Haziran 2016 - Çarşamba 08:08
 
Berna Durmaz;Yazar Bir Öğretmendir
Gamze ATAL/RÖPORTAJ/EGEOLAY-Yazar Berna Durmaz ile çok özel röportajımız.
Ege Haberi


Bu sokak bir dönme dolapmış kalubeladan beri. Ne yana ne ötelere gidilebilir. Durduğu yerde döner. Biri iner biri biner. Ötesini çok diyemem, ben annemden sonrasını bilirim.
O ki, kendi öncesini bile demişliği yoktur bana, ben büyüdüğüm bu evde ne bildiysem öteki kadınlardan bildim.

 

Annem bir salkım söğütmüş, evin en güzel kızı. Varlığı cana değen ateşmiş. Ne ki, ne babam ne onun kor sevgisi durdurabilmiş dönmeyi. Ne annemi ne beni alıp görürebilmiş ötelere. Böyleymiş.  Karayel üşümesi / Sarmaşık isimli öyküden…

 

1972'de Kırklareli'nde doğdu. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü'nü bitirdi. Öyküleri 1995 yılından bu yana Kopuş, Adam Öykü, Notos, Sözcükler, Edebiyatist dergilerinde yer aldı. İlk öykü kitabı Tepedeki Kadın 2011 yılında yayımlandı.


İkinci öykü kitabı ‘’ Bir Hal Var Sende ‘’ 2012 yılında, Haldun Taner öykü ödülünü aldığı kitabı  ‘’Bir Fasit Daire ‘’ 2013 yılında yayımlandı. En son yayımlanan eseri Karayel Üşümesi 2016 yılında okurlarıyla buluştu.

 

Berna Durmaz’ın kelimeleriyle karşılıklı oturup konuşmanız gerekir, hatta an gelip, tartışmanız; dura dura, sindire sindire zamanlar arasında dolanmanız, dolandıkça da,
size göz ucuyla yan yan bakan kahramanların fısıltılarına da şöyle bir kulak kabartmanız, onlarla sohbet etmeniz gerekir. Bu vakitler büyülü bir şölendir. Tam da o an’da, vakti zamanında, iç dünyanızda kendinize yabancılaştırdığınız sesler alır sizi,  bambaşka bir ezgiye götürür. Bir bakmışsınız o öykü karakteri oluvermişsiniz. Berna Durmaz’ın kelimeleri çok sesli olduğu kadar çok da suskun. Kendi içine dönmüş, kendi içine döne döne de kaleminin ucuna sıkı sıkıya sarılan kahramanlar; ağır yüklü sessizliği, bu sessizliğin karanlığında bir ışık huzmesine dönüşen ıssızlığı da soluyarak, cânı gönülden bırakmışlar kendilerini satır
aralarına ve bu satır aralarında dolanan başka başka yaşamlara…

 

Kasaba ve kenar mahallelerden insanları, kendi özgün anlatımıyla, yöresel konuşma dillerini kullanarak tasvir eden Berna Durmaz'ı öncelikli olarak tanımak istiyoruz. Berna Durmaz, kelimelerin fısıltılarını nasıl işitmeye başladı. Yazın hayatına giriş sürecinden bahseder misiniz?

 

Herkesin birbirine durmadan bir şeyler anlatmaya çalıştığı kalabalık bir ailede büyüdüm. Gürültülü bir ailenin sessiz bir çocuğu olmanın sıkıntısı lise yıllarında bende kızgınlığa dönüştüğünü hatırlıyorum. Evin en kuytu köşelerine saklanıp, konuşmamam, benim yerime onlara konuşma hakkını veriyordu nedense. Annem benim yerime kararlar alıyor, bana bir şey sorulduğunda annem karşılık veriyordu. Benim de onlara söyleyeceklerim vardı oysa. Onlar gibi bağırarak konuşamadığımdan, sesiz köşemde durmadan kelimelerimi biriktirmiş olmalıyım. O yıllarda söyleyemediklerimi yazmaya başlamıştım.  Sözcüklerin her şeyi dönüştüren gizil gücünü ilk o zaman fark etmiş olmalıyım. Önce aileme, daha sonra dış dünyaya karşı sessiz isyanımda, direncimde, var olma savaşımda hep onlar yanımda oldu.

 

İlk öyküleriniz dergilerde yayımlanmaya başladı. Sonra da ilk kitabınız Tepedeki Kadın yayımlandı.Her öykü bir puzzle gibi binlerce parçadan oluşuyor ve her parça bir ötekini tamamlıyor gibi. Okuru başka başka zamanlarda dolaştırıyorsunuz. Buradaki öykülerin mimarisini nasıl kurguladınız?

 

İlk kitaptaki öykülerin oluşumu geniş bir zaman dilimine yayıldı. Tekrar tekrar yazdığım her öykünün, yeni baştan yazılması sürecinde,  farkında olmadan bir başka öyküyle iç içe girdiğini, bir öyküde yazmaya başladığım bir bölümün, bir başka öyküde devam ettiğini fark ettim. Giderek kitap, birbirine değen, birbirinin içinden geçen öykülerin olduğu bir bütüne dönüştü. İşin başında bunu planladığımı hatırlamıyorum ama çok parçalı bir bütün olma fikri beni heyecanlandırmıştı öyle ki bu heyecan Bir Fasit Daire’ye kadar devam etti.   

 

Öykülerinizde kendinden başka bir yere giden karakter var. Bu karakterler bazen çığlıklar atıyor bazen de suskun? Bir aynadan hem kendinize hem onlara bakar gibi kahramanlarınızın dünyasında gidip gelmek ve onların çok sesli olması, kendi içsel dünyanıza yansıması sizi nasıl bir yöne taşıyor?

 

Yazma eylemi, metinle zihin arasında geçen, karşılıklı bir dönüştürme sürecinden başka bir şey değil. Hatta öyle zamanlar oluyor ki öykü kahramanlarının zihni, tam da bir kibirle yarattığımı zannederken, benim zihnimi yazıyor. Yani bir yer değiştirmeye dönüşüyor yazı. Tam bir teslimiyeti istiyor sizden. Direnme noktalarınızı kırıyor ve kendini, size rağmen var ediyor. Bu durumda benim katkımdan çok onların bana katkısından söz etmek yerinde olur elbette. Kendinin dışında sonsuzca çoğalıp var olmanın, parça parça bölünüp sonunda iki kapak arasına sessizce sığışmanın hazzını yaşatıyorlar bana.

 

Tepedeki Kadın isimli kitabınızda farklı farklı kadınlar var gibi görünse de, bir tek kadın kendi etrafına küçük küçük çemberler çiziyor, bu çemberler büyüdükçe de, kendini başka başka hikâyelerde var ediyor. Farklı deneyimler ve benzer duygularla.  Anlattığınız öykülerin duyguya ve sezgiye seslenen hüznü ve o hazzı nereden geliyor?

 

Kadınların birbirlerinden farklı hayatlarda da olsa benzer hikâyelerinin olduğundan yola çıkmıştım bunu yazarken. Bu durum bir hüznü kendiliğinden getiriyor zaten. Kader diye yaşanan hayatlara sığışıp kalmanın hüznü bu.  Yollarının kapatılması, ket vurulması, hayatın bir pranga gibi ayaklarına vurularak yaşatılması her kesimden kadının karşı karşıya kalabileceği durumlar. Bunu yazmaya çalıştım.

 

Öykülerinizi kahramanlarınızın ruhuna bürünerek yazdığınızdan bahsetmişsiniz bir röportajınızda, peki hiç yazamama endişesi ile karşı karşıya kaldığınız ve kaleminizi yanlış yere kırdığınız oldu mu?

 

Yazamama endişesi yakamı hiç bırakmaz. En çok da çalışmam gerektiği saatlerde, defterimin ya da bilgisayarın başına oturduğumda yoğunlaşır. Bu kaygıyla yazamaz olurum bazen. Bu durum, günlük hayatın alışkanlıklarıyla oluşuyor aslında. Ben her seferinde, tüm yazının üstesinden tek başına gelme düşüncesiyle başlarım da ondan. Yani az önceki sözünü ettiğim direnme noktasıdır bu. Günlük hayatınızdaki tüm düşünme biçimlerinizi bir kenara bırakıp, kendinizi öykünün gerçekliğine teslim etmeye başladığınızda yazamama kaygısı anlamını yitirir. Ben kalemimi yanlış yere kırdıysam eğer bir süre sonra o durum öyküde kendini gösteriyor. İlk yazdığımda bunu görmemiş olabiliyorum ama öyküyle arama bir mesafe girdiğinde hemen gözüme çarpıyor. Bu yüzden öykülere farklı zamanlarda tekrar dönüp bakmak gerekiyor.

            

Türkiye’deki edebiyat eleştirmenlerinin öykücüleri ve romancıları eleştirmeleri hakkında
ne düşünüyorsunuz?

 

Her eleştiri yazısı her ne kadar bilimsel yöntemleri kullanıyorsa da özneldir. Objektif bakış açıları da öznel olmaları gerçeğini değiştirmez. Ben bu işin ustalarının bu gerçekle yazdıklarını biliyorum. Ancak bunun unutulduğu, bıçak sırtı dengenin korunamadığı durumlarda yargı genellemesine, tepeden bir bakışla tahakküm kurma çalışmasına neden oluyor. Bu tarz eleştiri yazılarına da rastlıyoruz elbette.

 

Bir Fasit Daire isimli kitabınız 2014 yılında Haldun Taner öykü ödülünü aldı. Sonra nasıl bir süreç başladı? Bu ödülün anlamı sizin için nedir?

 

Ödüle değer görülmek elbette çok sevindirici. Bu, yazdıklarınızın kabul gördüğü anlamına gelir ki yazmaya başladığımız ilk andan itibaren, kendim için yazıyorum dediğimiz zamanlarda bile, bir başka gözün onayına gereksinim duyarız. Ödülün yaşattığı coşku da bu gereksinimin karşılanmasından başka bir şey değildir. Haldun Taner öykü ödülü, başındaki o büyük isimden dolayı yaşamım boyunca bana hep gurur ve aynı zamanda büyük bir sorumluluk verecek.

 

Bir Fasit Daire birbirinden bağımsız öyküleri barındırıyor gibi görünse de aslında kendi içinde büyük bir roman. Dil’in ön plana çıktığı, başka zamanlarda bir araya gelen,
birbirine değen çemberler var burada da. Bu çemberlerin merkezinden uzaklara atılan
 farklı farklı noktalar, bu noktalar da oluşan bambaşka daireler…
Bir Fasit Daire’den bahsedebilir miyiz?

 

Bir Fasit Daire’nin yazılma sürecinde sayfalar dolusu planlar var. Şemalar, listeler, oklarla, renkli kalemlerle çizilmiş yol haritaları... Öncelikle büyük hikâyeyi zihnimde ve kâğıt üzerinde kurmam gerekti. Sonra da bu hikâyenin farklı bakışlardan, başka kahramanların diliyle, her bölümde hem kendi hikâyelerini kurarken hem de o büyük hikâyenin kurulmasına olanak verecek biçimde yazmalıydım. Elbette bütün bu uğraşlar altı yedi yıllık bir zaman dilimine yayıldı. İnsanlığın yüz yıllardır devam eden döngüsel hatalarından yola çıkıp günlük hayatlarımızdaki küçük çemberlerimizi kıramayıp içinde yaşamak zorunda kalışlarımızı anlatmaya çalışırken bu durumu biçimsel olarak da göstermek istedim okura.

 

Türkiye’deki öyküyü nerede görüyorsunuz? Öykünün en önemli özelliği ne olmalıdır sizce?

 

Bugünün öyküsü çok çeşitli ve sürekli artan bir dinamiği var. Bu çok güzel. Bu çeşitlilik, içinden 50’lerde ya da 90’larda olduğu gibi öykücülüğümüzü bir adım daha ileriye götürecek niteliksel bir sıçramayı çıkarabilecek mi, bu konuda kuşkular var. Bunu bugün tam da bir öykü şölenin ortasındayken net göremeyeceğimizi düşünüyorum. Belki bir on yıl sonra, ortalık durulduğunda, zamanın elemesi de işe koyulduğunda, bugünün öyküsü hakkında doğru şeyler söyleyebileceğiz.

İyi bir öykünün öncelikle iyi kullanılmış bir dili olması gerekiyor. Her şeyi anlatma telaşında olmayan, içinde boşluklar bırakıp okuyucuyu yaratıya dahil eden, çağrışım gücü yüksek sözcüklerle göründüğünden çok daha derin anlamlara açılabilen öyküler bana göre iyi öykülerdir.

 

Son kitabınız Karayel Üşümesinde şiirsel ve masalsı bir dil ile karşılaşıyoruz. Kitabınızdaki öykülerde dil üzerinde yoğun bir özen ve titiz çalışma görülüyor. Bir okur olarak; neyi anlattığınızdan ziyade nasıl anlattığınız ve bir kitaba çekende eserin kurgusundan öte,
dil’i kullanış biçimi ve kelimelerin o narin fısıltısını duymak istemem. Sizin eserlerinizde de bu var. Şiirsel dil ve böylesine özgün bir anlatım nasıl oluştu?

 

Dil yaşayan bir yapı. Biz bu yapının canlılığını göz ardı ederek, onu sınırlı kullanım olanakları içinde hapsediyoruz çoğu zaman, konuşurken ve yazarken. Bu da anlatımı yavanlaştırıyor, tatsızlaşıyor ve dil giderek ölüyor. Ben okuduğum metinlerde soluk bir dille karşılaştığımda o metni okuyamaz oluyorum. Benim yapmaya çalıştığımsa o yapıyı sürekli diri tutmak, beslemek, ona yaşayacağı yeni bir ortam yaratmak. Bunun gerekliliğine inanmanın ötesinde ayrıca bu beni çok mutlu ediyor.

Bu anlatım, okuduklarımla, yazma çalışmalarımla, yaşama bakışımla zaman içinde kendiliğinden oluştu diyebilirim.

 

Uzun yıllardır dergilerde yazıyorsunuz, bugün bir öykü dergisi çıkarsanız önceliğiniz neler olur, nelere dikkat edersiniz?

 

Her anlayıştan öykücülüğün temsil edildiği ve bol bol öykülere yer veren

Dergiler okumak mümkün bugün. Öykü incelemelerinin, çözümlemelerin daha

Fazla yer aldığı bir öykü dergisi olmasını isterdim.

Yazarlığın kendi sınırları içinde özel bir sureti vardır. Aynı zamanda da bir öğretmensiniz.
Bunu öykücülüğünüzle nasıl birleştirdiniz?

 

İkisini bir arada sürdürmeye çalışmak zor elbette ama çocuklarla derslerde öyküler yazıyoruz, kitaplar okuyoruz, birlikte öğreniyoruz. Bu bana ve öğrencilerime keyif veriyor. Yazmak kadar hayatın içinde olup bir şeyleri değiştirmeyi görmek de önemli.

 

Karayel Üşümesi,  Haldun Taner öykü ödülünün üstüne yazdınız. Ödülün yüklediği bir sorumluluk oldu mu? Bir Fasit Daire’nin gölgesinde kalırsa diye düşündünüz mü?
Ödülden sonra yazma süreci sizi nasıl etkiledi?

 

 Ödülün ağır bir yük olduğunu düşünmedim değil ilk zamanlar. Ama sonra bunun tedirginliği silindi ve Karayel Üşümesi kendi yazılma süreciyle birlikte geldi.

 

Eserlerinizi yakından takip eden bir okur olarak, yakın zaman içinde bir kitap müjdesi alabilecek miyiz?

 

Yakın bir zamanda yeni bir kitap yok. Bunun özellikle böyle olmasını istiyorum. Bugüne kadar yazdıklarıma biraz uzaktan bakarak nasıl farklılaştıracağımı, yeni neler yazacağımı düşünmeye ihtiyacım var. Bunun için de biraz zaman gerekiyor.

 

İlgi ve özeniniz için çok teşekkür ederim.

 

Ben teşekkür ediyorum.

Kaynak: (EGEOLAY) - EGE OLAY Editör:
 
Etiketler: Berna, Durmaz;Yazar, Bir, Öğretmendir,
Haber Videosu
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Sayfalar
Bizim Gazete
Yazarlar
Konuk Yazarlar
Arşiv
Haber Yazılımı
sanalbasin.com üyesidir ... ...